karlitorosdaglari 507 Takipçi | 20144 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (190)
Tüm içeriklerim

YABANCI KİTAP ÖZETİ - Albert Camus

2015-02-28 04:28:00



Yabancı, yabancı kitap, yabancı kitabı, yabancı kitap özeti, yabancı roman özeti, yabancı özeti

Orjinal isim: L'Etranger

Albert Camus
Can Yayınları / Çağdaş Dünya Yazarları Dizisi

"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

Türkçe (Orijinal Dili:Fransızca)
119 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
İstanbul, 1996

KİTABIN ÖZETİ :

Mersault adında, Cezayir’ de yaşayan bir genç vardı. Babası ölmüştür, annesi de bir huzur evinde yaşamaktadır. Birbirlerine söyleyecek pek bir şey bulunmadığından annesini seyrek ziyaret eder. Devlet dairelerinden birinde küçük bir memurdur. Mevkiinde ilerlemek için de hiçbir ihtirası yoktur. Gerçekte, Paris’ te daha iyi bir göreve atanmayı reddetmiştir. Tek başına yaşar. Kahvehanelerde tanıdığı birkaç arkadaşı vardır. Hafta sonları kendisini seven fakat onun aşk beslemediği metresini görür. Annesi öldüğü zaman işinden izin alarak annesinin cenazesine katılır. Fakat içinde hiçbir ıstırap ve acı duymadığından, cenazeye katılanlar arasında kederli Perez’i de görür. Annesi ile birlikte aynı huzur evinde yaşayan Perez, kadınla yakın bir ilişki kurmuştur. Cenazeden sonra Mersault, Cezayir şehrine döner ve hafta sonunu metresi Maria ile beraber geçirir.

Mersault’un oturduğu oldukça kötü binada yaşayanlar arasında, muhabbet tellalı olduğu sanılan Raymond Sintes adında biri daha vardır.Etrafında genel olarak hiç sevilmez.Oldukça kısa boylu,geniş omuzlu,boksör burunlu bir adamdır.Her zaman doğru düzgün giyinir.Raymond, arkadaşlık kurmak için kendisine yaklaştığı zaman, Mersault isteksizlik göstermez. Kendisine bir kız arkadaş edindiğini, ama kızın kendisini aldattığını ileri sürmesine rağmen okuyucu Raymond’un, kızı ******liğe sürüklemek istemesinden kuşkulanır. Raymond, şimdi kıza bir ders vermek ister. Bunun içinde Mersault’ tan, kıza bir mektup yazarak, geri dönmesine yardımcı olmasını söyler.Kız döndüğü vakit de, Raymond ondan öç alacaktır.Mersault onun bu önerisini niye kabul ettiğini, okuyucuya şöyle anlatır ‘’Onu memnun etmemek için elimde hiçbir neden olmadığından, Raymond’u memnun etmek istedim.”

Ertesi hafta sonu , Raymond’un odasında şiddetli bir kavga cereyan eder. Raymond, bir arap olan bu kızı fena halde dövmektedir. Polis gelir, Raymond sorguya çekilir.Mersault, arkadaşına kavga için tahrik edildiğini söyler. Bu arada, kardeşinin intikamını almak isteyen kızın ağabeyi, Raymond’u izlemeye başlar. Bir hafta sonra Raymond, Mersault ve Maria’yı bir arkadaşının sahildeki küçük bir sayfiye evine davet eder. İki arap peşlerindedir ve Raymond, onların kendilerine saldıracaklarını tahmin eder. Bunun için insiyatifi ele alarak araplara saldırır. İki arabı döverler. Bir tanesi elindeki bıçağı Raymond’a saplar. O gün akşama doğru, yeniden iki arapla karşılaşırlar. Raymond onların harekete geçmelerine meydan vermeden, öldürmeyi veya kışkırtarak, kavga sırasında tabancasıyla öldürmeyi önerir. Mersault, bu teklife karşı gelerek Raymond’a tabancasını kendisine vermesini söyler. Raymond elindeki tabancayı Mersault’a verir, araplarda kaçar.

Kısa bir zaman sonra, olayın kapandığını sanan Mersault, sahilde gezinirken bu araplardan birini üçüncü defa olarak görürHava çok sıcak ve denizde çarşaf gibidir. Mersault’un bütün düşündüğü sıcaktan kurtulmaktır. Çünkü güneş çarpmasıyla karşı karşıyadır. Saldırmak için değil de , kendisine gölgeli bir yer bulmak için, Araba doğru yürür. Arap hemen bıçağını çeker, bıçakta yansıyan güneş ışınları Mersault’un gözlerini kamaştırır, birdenbire kendisini kaybederek tabancasını çeker ve Arab’a ateş eder, ardından hiçbir neden bulunmamasına rağmen, yerdeki cesedin üzerine dört el daha ateş eder.

Mersault tevkif edilir ve avukat tutmadığından mahkeme, onu savunması için bir avukat tayin eder.Ertesi gün bir avukat cezaevine Mersault’u görmeye gider.Kısa boylu yuvarlacık oldukça genç,saçları özenle yapıştırılmış birisidir.Sıcağa karşın koyu bir renk takım elbise ,kolalı yakalı bir gömlek giymiş,siyahlı beyazlı kalın çizgili garip bir boğunbağı takmıştır.Kendisini Mersault’ta tanıtır ve dosyasını incelemiş olduğunu söyler.Ona yardımcı olacağını onun özel yaşamı ile ilgili sorular sordu.Annesinin kısa zaman içinde öldüğünü öğrenmişlerdi.Annesinin cenaze törenindeki umursamaz tavırları ve vurdumduymazlığı ile ilgili avukatın haberi vardı.Avukat ve savcı, Mersault’un pişmanlık duymayışını ve kendi kaderi karşısında ilgisiz göstermesini hayretle karşılarlar. Hakim, bir hristiyan olarak onun pişmanlık göstermesini ister. Avukat, jüri üzeride kötü bir izlenim bırakmaması için, mümkün olduğu kadar az konuşmasını öğütler.

Yargılama sırasında Mersault’un, annesinin cenazesinde kederli görünmemesi üzerinde oldukça durulur. Bu, onun ahlaki çöküşünün bir kanıtı olarak değerlendirilir. Jüri, Mersault’un suçlu olduğuna ve hakim onun giyotinle öldürülmesine karar verir.Mersault’un bundan sonra düşündüğü iki şey vardır. Biri şafak vakti ne zaman idam edileceği diğeri ise yargıtay başvurusudur.İnfaz memurunun idam için şafak vakti geldiğini biliyordu Bu yüzden geceleri tedirgin oluyor,gecelerini bu şafağı beklemekle geçirdiğini biliyordu .Her geçen şafak vaktinden sonra seviniyor, yirmi dört saat zaman kazanıyordu ve bununla mutlu oluyordu.Yargıtay başvurusu geri çevrildi,kesin öleceğini daha iyi anladı.

Cezanın infaz edilmesini beklediği sırada, hapishane papazı Mersault’u hücresinde ziyaret ederek son dini ayini yapmak ister. Hiçbir dine inanmayan Mersault, huzura kavuşturulmayı istemez ve hiç pişmanlık duymadığını söyler. Papazın ısrarı üzerine, yaşadığı hayatın ve ölümüne yol açan olayların bir savunmasını yapar, sonunda herkes öleceğinden, bütün insanların hayatı anlamsızdır. Herkes aynı derecede suçlu ya da suçsuzdur. Nasıl bir hayat sürdüğünün veya kimi öldürdüğünün ne farkı vardır? gibi düşüncelerini açıklar. İçindekileri böylece dışarı dökmesi, Mersault’u rahatlatır ve kendisini huzur içinde hisseder.

Romanın Savunduğu Tez ve Ana Fikir (tr.wikipedia.org)

Kişi yaşadığı dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmıştır. Bu 'yabancı'laşmanın, Camus için Marksist bir yabancılaşma öğretisi ile bir ilişkisi olmadığını vurgulamak gerekiyor. Buradaki yabancılaşma Camus’nün ünlü ‘absürt’ (saçma) felsefi kategorisinden çıkar. Yine kahramanına söylettiği ‘herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir (...) İnsan mademki ölecektir, bunun nasıl ve nezaman olacağının önemi yoktur’ sözleri, çağdaş nihilizmin "saçma" kavramı altında irdelenmesidir.

Bu saçma (absürt) kavramı o dönem varoluşçularının birinci derecede önemli bir tezi. Daha sonra Sartre, Marksizmle Varoluşçuluğu buluşturma çabasıyla, "saçma"yı daha anlamlı bir biçimde, eylemsel zorunluluğun altını çizmek adına kullanmaya çalıştı. Ama Camus’nün saçması daima metafizik öğeler taşıdı ve Nihilizmin yerine ahlakî bir eylemlilikten söz etti.

Özetle söylenmesi gerekirse, dünya boş ve manasız, her şey, insan, hayat, toplum saçmadır. Evrensel bir saçmalıktır bu. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir. Yaşamın tekdüzeliği altında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. Yabancı’yı okurken, bütün olağan dışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık bizi rahatsız eder, dünyanın saçmalığı vurgusunu kuvvetlendirir. Mersault’un yaşama sıkıntısına paralel bir sıkıntı okuyucuda da uyanır. Bütün kişilerin yaşamları ve eylemleri de boş ve anlamsız gelir size.

Romancının kahramanı ile paylaştığı şey, bilhassa duyu organlarından aldığı zevktir. “Onun zihnini baştan başa işgal eden şey tabiat ile denizin oynaşmasıdır. İnsan oynaşmanın tadını Kuzey Afrika’da, plajlarda benzerlerinin yanık vücutları arasında çıkarır ve hiçbir şey yüzmenin cilvelerinden çıkan zevkin derecesinden daha iyisini vermez. Denize dalmak, tabiatla düğün dernek etmektir. Suya girme, soğuk ve donuk bir aldatıcılığın yükselişi duygusuna kapılmadır. Sonra kulakların uğultusu ile dalış, akan burun ve acık ağız-yüzme, suyun parlattığı kolların, güneşte yaldızlanması için denizden çıkışı ve bütün adalelerin bir bükülmesiyle düşüşü, vücudumun üzerinde suyun akışı, bacaklarımla bu su dalgacıklarını yakalayış...” ifadelerinde olduğu gibi.

 

5551
0
0
Yorum Yaz